Cefr (Cifr)

 

CEFR (arapça karşılığı)
“Gelecekte vuku bulacak olayları değişik metotlarla öğrettiğine inanılan ilmin adı.”
Arapça bir kelime olan cefr sözlükte “sütten kesilmiş kuzu, oğlak; içi taşla örülmemiş geniş kuyu” anlamlarına gelir. Terim olarak değişik metotlarla gelecekten haber verdiği iddia edilen ilmi veya bu ilmi kapsayan eserleri ifade eder ve cifr olarak da anılır. Demîrî’nin yanlışlıka İbn Kuteybe’nin Edebü’l-katib’ini kaynak göstererek aktardığı bir rivayete göre (Hayâtü’l-heyevân, I,279) Ca’fer es-Sâdık (ö.148/765), Hz.Peygamber soyundan gelenlerin geçmiş ve gelecekle ilgili olarak muhtaç bulundukları bütün gizli bilgileri bir kuzu veya oğlak (cefr) derisinin üzerine yazmış,muhtemelen bundan dolayı bu çeşit bilgilere ve eser türüne cefr denilmiştir. Cefr ile uğraşanlara cefrî veya ceffâr denilir. Daha çok Şiîler tarafından geleceğe ilişkin haberleri ihtiva ettiği öne sürülüen ve Hz. Ali ve Ca’fer es-Sâdık’a nisbet edilen eserlere de genellikle “el-Cefr” veya “el-Cefr ve’l-câmia” adı verilir. Bu son adlandırmadan dolayı cefr ilminin adı bazı kaynaklarda el-cefr ve’l-câmia şeklinde de geçer.İbn Haldun ise yaygın telakkinin aksine cefrin bir ilmî disiplin adı değil ferdî kabiliyet olduğunu ileri sürmüş,bunun keşf ve ilham ile ilişkisi üzeirinde durmuştur(Mukaddime,II,823,828).
Çeşitli mettotlara başvurmak suretiyle geleceği keşfetme merakı İslâm öncesinde yaşayan eski milletlere kadar uzanır. Keldâniler,Asurlular,Bâbilliler,Mısırlılar ve daha sonra yahudilerle hristiyanlar arasında yaşayan kâhinler,müneccimler ve bazı mistiklerin kâinatın sonu , devletlerin âkıbeti gibi konularda çeşitli haberler verdikleri bilinmektedir. İlkçağ filozoflarından Pisagor varlıklarla sayılar ve geometrik şekiller arasında kesin ilişkiler bulunduğunu savunmuştur. İslâm kaynaklarında sayı ve harflerin sırlarını konu edinen Kitâbü’l-Gâlib ve’l maglûbadlı eserle yine gaybdan haber alma ile ilgili et-Tenebbü’ bi’r-rü’ya adlı bir risale Aristo’ya nisbet edilmişse de bunları apokrif olduğu anlaşılmıştır(İbn Haldun, I,428;Kaya,s. 195,299). Öte yandan Tevrat’ın bâtıni yorumlarında ve Aziz Augustinus gibi kilise babalarınının yazılarında birçok cefr örneklerine rastlanır. Tevrat’ta İbrahim’in, vekili Elizer’i, 368 askerle dört krala karşı savaşamaya gönderdiği bildirilir(Tekvîn ,14 / 1-4); bu rakam İbrâni harfleriyle Elizer’in sayısal değerine eşittir. Yahudi mistik hareketi kabalanın temel eseri olan ve Tevrat’ın bâtınî yorumunu ihtiva eden Zohar’da harflerin sırlarına dayanan bir ilimden söz edilir. Yaygın kanaate göre kabalistlerin en önemli kitaplarından biri olan Sefer Yezirah, Hz. Mûsâ’nın Tûrisînâ’da yakınlarına öğrettiği “ilm-i esrâr” dan oluşmuştur. Buna göre birer “ilahi kelime” olan dış varlıklar arasındaki münasabetlerin, uyum ve zıtlıkların hepsi İbrânîce’nin yirmi iki harfi arasında da mevcuttur.
            Şiî kaynaklarına göre Hz.Ali Ku’ran’ın bâtınî mânalarını Hz.Peygamber’den öğrenmiş ve insanların muhtaç olduğu bütün bilgileri cefr adı verilen kuzu veya oğlak derisi üzerine yazarak el-Cefr ve el-Cami’aadlı iki eser telif etmiştir. Geçmiş peygamberlere verilen kitapların özünü,ayrıca kıyamaete kadar gerçekleşecek bütün dinî ve siyasî olaylarla karşılaşacak problemlerin çözüm yollarını ihtiva eden bu eserler ancak Ehl-i beyt’e mensup imamlarca çözülebilecek rumuzlarla doludur. Diğer bazı kaynaklara göre ise söz konusu kitapları yazarak cefr ilmin kuran Ca’fer es-Sâdık’-tır. Ona ”el-cefrü-l-ahmer” (kırmızı deriden yapılmış torba) ile “el-cefrü’l - ebyaz”(beyaz torbadan yapılmış torba) şeklinde iki cefr nisbet edilmekte, bunların ilkinde Hz.Peygamber’in “silâh”ı,ikincisinde ise Zebur,Tevrat,İncil ve Hz.İbrâhim’e verilen suhuf ile helâl ve harama dair bütün bilgilerin bulunduğu rivayet edilmektedir(Meclisî,XXVI,18 ; Kuleynî ,I ,240). Ca’fer es-Sâdık’ın öğrencisi iken ona tanrılık nisbet eden ve bu şekilde dinden çıktığı kabul edilen Ebü’l- Hattâb el-Esedî’nin (ö. 143 / 760) ve ondan sonra da Mufaddal b.Ömer el-Cufî,Sedir es-Sayrafî, Ebân b.Sa’leb gibi aşırı Şiîler’in, Ku’ran’daki hurûf-ı mukattaa * ile diğer bazı âyetlerin bâtınî mânalarına dayanan ve geleceğe ilişkin olayların bilgisini keşfettiği öne sürülüen bir ilmi Ca’fer es-Sâdık’aatfetmeleri neticesindecefr İslâmî literatürde bir ilim dalı olarak telakki edilmeye başlanmış, özellikle İsmâiliyye ve İhvân’ı Safâ mensuplarında bâtınî yorumların temel kaynağı haline getrilmiştir.
               İsmâilîler’e göre varlıklarla harfler arasında gizli bir ilişki vardır; kâinatın düzeni 7 rakamı ile altı peygambere ve bir “kaim”e delâlet eden yedi harfe dayanılarak açıklanmalıdır. İhvân-ı Safâ’nın Resa’il’inde ise sayılar,her insanda bilkuvve mevcut olan ve aritmetik,geometri,astronomi ve mûsikiden oluşan riyâzî ilimleri kuşatan bir ilim kabul edilerek bütün sayılar ilk dört rakamda toplanmış(Resa’il,I,49,75); temeline Tanrı,akıl,nefis ve madde (heyûlâ) şeklinde sıralanan dört prensibin konduğu kozmolojik oluşum bu dörtlü sisteme göre açıklanmak istenmiş ve bunlar rakamlarla sembollenmiştir(a.g.e., I, 53-54). Söz konusu zümrelerce benimsenen bu kültürün yayılmasından sonra cefr,geleceğe ilişkin olayları haber veren bir ilim dalı olarak görülmeye başlanmış ve çeşitli şekillerde tarif edilmiştir. Bu farklı tarifler,cefrin geleceğin bilgisini içeren bir ilim olması açısından değil gaybın keşfedilmesinde kullanılacak metodun ne olması gerektiği noktasındaki görüş ayrılıklarından kaynaklanmaktadır. Geleceğe dair bilgilerin Ehl-i beyt’e vasıtasız olarak(vehbi) bağışlandığını savunan Şiîler’e göre cefr rabbânî ilim ve nebevi hikmet ürünüdür. Bazılarına göre ise cefr ilminde gaybı keşfedebilmek için harflerin taşıdığı bâtınî manalara başvurmak gerekir. Bundan dolayı cefr ile ilm-i hurûf birleştirilmiş ve bazan ilm-i hurûf veya ilm-i teksîr adıyla da anılmıştır. Gaybı keşfetme vasıtası olarak ilm-i nücûmdan faydalanılabileceğini benimseyenler de vardır. Bunlar cefr ile ilm-i nücûmu birleştirerek melâhim* türünden eserler yazmışlar ve bu eserleri cefr ilminin kapsamına almışlardır. İlm-i nücûm gibi cefr ilmi de zamanla ilm-i hurûf,ilm-i adedî , ilm-i mükâşefe ,ilm-i ledünnî gibi alanları içine alarak geniş bir muhteva kazanmıştır.
Cefr ilmine dair eserlerde genellikle “terkîb-i harfi” ve “terkîb-i adedî” adı verilen metotlar kullanılmıştır. Farklı görüşler ileri sürülmekle birlikte cefr metotları hakkında verilen bilgiler şöylece özetlenebilir. Arapça harfler şemsî – kamerî, diğer bir ifade ile nûrânî-zulmânî olmak üzere ikiye; mesrûrî mebrûrî melfûzî olmak üzere üçe bölünür veya yirmi sekiz harf ebceddeki sıraya göre ilk yedisi ateş , ikinci yedisi hava , üçüncüsü su, dördüncüsü de toprak karakterli olmak üzere dört gruba ayrılır. Harflerdeki tasarrufun sırrı teşkil edilen terkipteki mizaca bağlanır, yahut harflere yine ebced sıralamasına göre sayısal değerler verilerek harfler ve sayılar arasındaki münasabetlerle bunlara tekabül eden remizlerden oluşan bir yol takip edilir. Bu sonuncu metoda “cefr-i  muttavassıt” denilir. Arap alfabesinden kendilerince belirlenmiş yirmi iki harfin kullanılmması ile elde edilen cefre “cefr-i sagîr”, yirmi sekiz harfin kullanılmasıyla gerçekleştirilene ise “cefr-i kebîr” adı verilir.
 
       İsm âilîler vasıtasıyla Kuzey Afrika’da yayılan cefr ilmiyle ilgili esaslar Mesleme B. Ahmedel-Mecrîtî, Ahmet b. Ali el-Bûnî,Abdurrahman el-Mağribî ,Abdurrahman el-Bistâmî gibi müelliflerin eserlerinde “İlmi esrâri’l hurûf”,”İlmü’tasarruf bi’l hurûf” ve “İlmü havâssi’l hurûf” başlıkları alında incelenmiştir. İsmâilî yazarlardan sonra cefr ilminin Kuzey Afrika’daki en önemli temsilcisi Muvahhidler’in lideri İbn Tûmert (ö. 524 / 1130) olmuştur. Her ne kadra D.B. Macdonald,İbn Tûmert’in cefri Gazzâlî(ö. 505 / 1111) tarafından kendisine verilen Kitâbül- Cefr adlı bir eserden öğrendiğini öne sürüyorsa da (İA,III,44) Gazzâlî’nin harflerin esrarı konusunda Bâtınîler’e yönelttiği tenkitler (Fedâ’ihu’l-Bâtıniyye,s.66-72) dikkate alınırsa bu görüşün isabetsiz olduğu ortaya çıkar.İbn Tûmert’in etkisiyle cefr ilmi Kuzey Afrika’daki sûfîlerce benimsenmiş ve yayılmıştır. Daha sonra Muhyiddin İbnü’l-Arabî de (ö.638 /1240) harflerle varlıklar arasında sıkı bir ilişkinin bulunduğuna dikkat çekerek harflerin sırlarına vâkıf olan birinin gelecekte meydana gelecek bütün olayları keşfedebileceğinisavunmuş ve meşhur eseri el-Futûhâtü’l-Mekkiye’sinde harflerin mertebelerine geniş yer ayırmıştır(I,231 -361; II ,51 -81).İbnü’l-Arabî’nin konu ile ilgili görüşleri büyük yankılar uyandırmış,onun tesirleri İbnü’l Arabî ekolünün önemli temsilcilerinden Abdulganî en-Nablusî ile XVIII. yüzyıla kadar devam etmiş (Şakraf,s.89), hatta bu tesirler Muhammed Mâzi Ebü’l Azâim ve Said Nursi gibi isimlerle zamanımıza kadar ulaştırılmıştır. Said Nursi çeşitli risalelerinde besmelenin,bazı kısa sûre ve âyetlerle belli kelimelerin harfleri, ayrıca Cenâb-ı Hakk’ın Allah, rahmân, rahîm rab isimleriyle bunların yerini tutan “hû” zamirinin Kur’ân-ı Kerîm’de kullanılışındaki uyum ve ölçüye dikkat çekmiştir.Söz konusu metinlerdeki harflerin cefr ilminin bir türü olan “tevâfuk metodu” ve ebced hesabına göre bir çok gizli mânaları ihtiva ettiğini açıklamaya çalışmıştır. Hatta bu metottan hareketle Kur’an’ın otuz yerinde “nur risâleleri” ne işaret edildiğini ileri sürmüştür(Zülfikar, s.574-598 ,635 -645 ; a .mlf. ,Sikke-i Tasdik-i Gaybî, s.60 -86). Fransız asıllı müslüman yazar Abdulvâhid Yahyâ (Rene Guenon) astroloji, esrâr-ı hurûf,simya vb. ilimlerin aynı konuların muhtelif tasvirlerinden ve farklı ifadelerle anlatımından ibaret olduğunu belirtir ve gelecekteki olayları keşfetme iddiasında bulunan cefrin bu ilimlerin dışına çıkmadığını savunur.
 
Kur’ân-ı Kerîm’de gayb bilgisinin ulûhiyyet vasıflarından olduğu ve insanların bilgi edinme vasıtalarının dışında kaldığı,ancak Allah’ın bazı peygamberlerini dilediği bilgilere muttalikıldığı açıkça belirtilmiştir (bk. M. F. Abdulbâkî,Mu’cem, “gyb” md.). Kur’an’a göre gayba ait haberlerin yegane kaynağı vahiydir. Şîa mensuparının Hz.Peygamber’in kendisine gelen vahiylerin bir kısmını yalnız Hz.Ali’ye bildirdiğini, bu sebeple Ali’nin bilgilerinin de vahye dayandığını iddia etmeleri ,Resullulah’ın nâzil olan vahiylerin tamamını bütün ümmete tebliğ ettiğini belirten Kuran ayetleriyle çelişir.(bk.  el-Maide 5 / 67 ; Hûd 11 /12 ; el-Kehf 18/27). Ayrıca bu iddialar,Hz.Aişe,Hz.Ali ve İbn Abbas gibi sahâbîlerden nakledilen rivayetlere de aykırıdır(bk. Buhari,”İlim”,39, “Cihad” 71 ;Muslim, “Edâhi”, 8; Müsned,I,108). Cefr ilminin Hz.Peygamber’den Ehl-i beyt’e nebevî bir miras olarak intikal ettiği konusunda da hiçbir delil yoktur. Esasen cefr ile ilgili rivayetlerin kaynağı, Ca’fer es-Sâdık’a tanrılık nisbet edecek kadar aşırı fikirlere sahip bulunan Ebü’l – Hattâb el-Esedî ile Bâtınîler’e öncülük yapan Mufaddal b. Ömer el-Cu’fî’dir. Nitekim İbnü’n – Nedîm gibi Şîa’ya mütemayil bir müellif bile Ca’fer es-Sâdık’a nisbet edilen kitaplar arasında cefre dair herhangi bir eserden bahsetmemiştir (bk. el-Fihrist, s.279).Ayrıca cefrin Ca’fer es-Sâdık’tan rivayet edilmesi hususundaki görüşlerin bazı çelişkiler arzettiğini de belirtmek gerekir. Meselâ Şiî ve Sünnî kaynaklarında cefr ilmini Ca’fer es-Sâdık’tan rivayet edenin Hârûn b. Saîd el – İclî olduğu nakledilir. Halbuki döneminde Zeydiyye’nin ileri gelenlerinden olan Hârûn,Ca’fer es-Sâdık’a nisbet edilen cefri tenkit edip bunun asılsız olduğunu bildirmiştir (İbn Kuteybe , s.70 – 71 ;Bağdâdî,s. 252 253).Esasen gerek el-Cefr ve el-Cami’a, gerekse Ca’fer es-Sâdık’a isnat edilen diğer birçok eserin gerçete ona ait olduğu hususunda ciddi tereddüt ve itirazlar vardır(bk. CA’FER es-SÂDIK).Aynı kanaat bazı Şiî gruplarında da mevcuttur (Kuleynî , I ,240). Öyle anlaşılıyor ki cefre dair ilk telakkiler Bâtîni-İsmâilî çevreler ve eski dinî-felsefî kültürleri nakleden kaynaklar yoluyla İslâm dünyasına girmiş,Şiîler’in çoğunluğu ile bazı Sünnîalimler de bundan etkilenerek cefrin, herkes tarafından merak edilen geleceğin bilgisini içerdiğini zannetmişlerdir. Ancak vahiy sona erip tebliğ tamamlandığına göre cefr ile veya başka metotlarla geleceğe ilişkin kesin bilgiler ortaya koyma düşüncesi iddiadan öte bir anlam taşımaz. Ayrıca cefr işlemlerinde kullanılan metinler ilmî kurallara dayanmaktan uzak ve bilmece niteliğindedir. Gazzâlî’nin de belirttiği gibi harflerin belli anlamlar ve sayısal değerler ifade ettiği konusunda hiçbir tutarlı ve ilmî delil yoktur(Fedâ’ihu’l-Bâtıniyye, s.66-71).
Literatür. Bazı Şiî kaynaklarında cefr ilmi Hz.Âdem’den başlatılarak bütün peygamerlere nisbet edilir(Ali el-Yezdî, el-Hâirî, I, 232). Biyografik eserlerde milletlerin,devletlerin veya İslam dünyasının gelecekteki siyasî ve içtimaî mukadderatını açıkça veya rumuzlar yoluyla vukuundan önce bildiren “Kitâbü’lHidsân” genel başlığıyla da anılan melhame türündeki eserler cefr literatürüne dahil edilir. Özellikle Benî İsrail peygamberlerinden Dânyâl’a,müstakbel dünya saltanatlarının seyri hakkında kaleme alınmış bir Kitâbü’l –Cefrnisbet edilmiştir.Bu kitabın yazma bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi’nde bulunmaktadır (Bağdatlı Vehbi Efendi, nr.234).
      Şiî kaynaklarında Hz.Ali’yenisbet ettiği ve Hz.Peygamber tarafından kendisine yazdırıldığını ileri sürdüğü el-Cefr,el-Câmi’a ve el-Cefrü’l-câmi’ ve’n-nûrü’l-lâmi’ adlı eserlerin menşei ve İhvân-ı Safâ’nınResâ’il’iyle olan münasabeti konusundan müstakilaratırşmalar yapılmıştır(bk. İA, III ,44).Brockelmann bu eserlerin çeşitli kütüphanelerdeki nüshalarını kaybeder (GAL, I , 39,578; Suppl., I, 75,798).Ancak bunların gerçekte Hz.Ali’ye ait olmadığına muhakkak nazarıyla bakılmaktadır. Zira söz konusu eserlerde Ca’fer es-Sâdık’ın bu ilmi bizzat Hz.Ali’den dinleyip öğrendiği ifade edilmekte ve tarihi açıdan doğru olmayan bilgiler zikredilmektedir.Mu’tezile’nin Bağdat ekolünün kurucusu Bişr b. Mu’temir’in(ö. 210 / 875), cefr denilen sözde ilmi veya Kitâbü’l –Cefr ’i Şîa gruplarını oyalayan anlamsız bir iddia oalrak telakki ettiği nakledilir(Câhiz,VI,289). Şîa tarafından Ca’fer es-Sâdık’a da cefr kitabı nisbet edilmiştir. Kitâbü’l-Cefr,el-Hâfiyefi’l-Cefr,el-Hâfiye fi’ ilmi’l-hurûf veya sadece el-Hâfiye gibi adlarla anılan bu eserin çeşitli yazma nüshaları mevcuttur(meselâ bk. Süleymaniye Ktp.,Cârullah Efendi, nr.1534/ 1 ; Köprülü Ktp.,nr.946 /2).Kitâbü’lCefr ’in Ca’fer es-Sâdık’a ait olduğu yolunda Demîrî’nin verdiği bilgi(Hayâtü’l-heyevân, I,279-280),İbnü’nNedîm gibi klasik kaynaklarca doğrulanmamıştır. Brockelmann da bu konudaki rivayetlerin asılsızlığını savunanların bulunduğuna dikkat çekmektedir(GAL Suppl., I, 104; krş. Sezgin, I ,530).Ca’fer es-Sâdık’ın gözde talebesi ve bab*lardan biri olduğu ileri sürülen Câbirb.Hayyân’a (ö. 200/815) ilk dönemlerden itibaren Kitâbül-Cefri’l-esved(el-Mektebetü’r-Rızâvviye [Meşhed],nr. 5269) ve Risâletü’l-cefr(Süleymaniye Ktp.,Cârullah Efendi,nr.895) adlı eserler nisbet edilmiştir(Sezgin,IV,264,268).
 
İbnHaldûn, Halife Hârûnüreşîd ile Me’mûn’un müneccimliğini yapan Ya’kûb b. İshak el-Kindî’nin (ö .252 / 866) , ilm-i nücûm hesaplarına dayanarak Abbâsi hilâfetinin mukadderatını anlattığı Kitâbü’l-Cefr adlı bir eser telif ettiğini,bu eserin Moğol istilâsı sırasında kaybolduğunu,bazı parçalarına el-Cefrü’s-sagir adıyla Mağrib’de rastlandığını kaydeder (Mukaddime , II,834).Günümüze ulaşmayan bu risâle ile ,ibnü’nNedîm tarafından el-istidlâl bi’l-küsûfâtale’lhavâdis adıyla Kindî’yenisbet edilen (el-Fihrist, s.318) risâle ve bazı kaynaklarda Risâle fi’l- kaza’ ‘ale’l-küsûf şeklinde anılıp yine ona izâfe edilen risâlenin aynı eser olması muhtemeldir. Câhiz de ahkâm-ı nucûma dayalı olarak kaleme alınan, yılın müstakbel meteoroloji olayları hakkında birtakım tahminler ihtiva eden bazı Hint kaynaklı cefr kitaplarının bulunduğu belirtir(El2 [İng.], II ,376-377).
“Gayb ilimleri” veya “garîb ilimler” diye bilinen simya,huruf,havas,tılsım konularında geniş bilgilere sahip Ahmedb.Ali el-Bûnî’nin (ö.622 / 1225) Şemsülma’ ârifi’l-kübrâ adlı eseri de cefrliteratürü arasında yer alır. Bûnî,sayı ve harfler arasındaki münasebelerden(vefk*),ayrıca bazı geometrik ve girift şekillerden ruhanî tesirlerin meydana gelebileceği düşüncesindedir. Bu eserini,başta esma-i hüsnâ ,besmele,Fâtiha ve Âyetü’l- kürsî olmak üzere bazı dua, âyet ve surelerin mânevi tesirlerine dayanarak maddî alemde birtakım tasarruflarda bulunmanın mümkün olduğu görüşünden hareketle telif etmiştir. Muhyiddinİbnü’l-Arabî’ye Cefrü’l –İmâm ‘Ali b.EbiTâlib, ed-Dürrü’l-munazzam,Miftâhu’l-Cefri’l-cami’ ,Cefü’n-nihâyeadlarıyla izâfe edilen konuyla ilgili eserler yanında (Brockelmann, I, 578; El2[İng.], II, 376). Osmanlı hânedân ve sultanlarının hükümranlık süreleri hakkında bazı tahminlerde bulunan eş-Şeceratü’nnu’maniyyefi’d –devleti’l-‘Osmâniyye adlı melhame türünden mevsuk olmayan bir eser de nisbet edilmektedir(Brockelmann, GallSuppl., I, 799; İA, VIII, 547). Eser el-Lem’atü’n-nûrâniyye fî halli müşkileti’n-nu’maniyye adıyla SadreddinKonevî(Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. Efendi, nr.2057),Şerhu’s-Salâh es-Safedî ‘alârumuzî’ş-Şecereti’n-nu’mâniyye adıyla Halîl b. Aybek es-Safedî (Beyazır Devlet Ktp.,Veliyüddin Efendi, nr.2294; Süleymaniye Ktp.,Cârullah Efendi nr.2057),en-Nematü’l-ekmel fî zikri’l-müstakbel adıyla Ahmedb.Muhammed el-Makarrî el-Mağribî (Beyazıt Devlet Ktp., Veliyüddin Efendi,nr.2292) ve Dâ’iretü’l-cifriyye ‘ale’ş-Şecereti’n-nu’mâniyye adıyla da Mustafa b.Sührâb(Süleymaniye Ktp., Serez, nr.1926) tarafından şerhedilmiştir.
Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nde (Veliyüddin Efendi, nr.2295) Şeyh Kemâleddin Muhammed b.Talha’nın(ö. 562 / 1167) Miftâhucefr adlı bir eseri bulunmaktadır. Kâtib Çelebi ve SıddîK Hasan Han,EbûSâlim en-Nasîbî’ye el-Cefrü’l-câmi’ ve’n-n’ûrü’l-lâmi’ adlı bir eser nisbet etmişlerdir(Keşfü’z-zunûn, I, 592; Ebcedü’l-‘ulûm, II, 215).Bazı kaynaklarda Şemseddin Muhammed b.Sâlim el-Halâl’in de Kitabü’l-Cefri’l-kebir adlı bir esere sahip olduğu kaydedilir(Brockelmann,GALSuppl., II, 171;Sarton, III/ I, s.623).Mahmud Paşa el-Askerî’ninel-Müntehabü’n-nefis min ‘ilmi nebiyyillâhİdrîs,MuhammedMâzîEbü’l-Azâim’inel-Cefrve Usûlü’l-vüsûl,Muhammed el-Harîrî’ninTenezzülâtü’lemr fî cefri’l-‘aşr, SerbestzâdeAhmed Hamdi’nin el-Kevâkibü’d-dürriyye fî usûli’l-cifriyye adlı eserleri cefr konusunda son dönemlerde yazılan kitaplardandır.
Cefr ilminin lehinde ve aleyhinde söylenenleri toplamaya yönelik bir çalışma Abdülmün’im Muhammed Şakraf tarafından yapılmış ve ‘İlmü’l-cefrfi’l-İslâm mâlehû ve mâ ‘aleyhi ve medâ ‘alâkatihîbi-‘ilmi’l-gayb adıyla yayımlanmıştır(Kahire 1987).
BİBLİYOGRAFYA
Tehânevî, Keşşâf, ”cefr” md. ; M. F.Abdülbâkî, Mu’cem, “gyb” md. ; Müsned, I, 108; Buhârî, “ ’İlim”, 39, “Cihâd”, 71 ; Müslim, “Edâhi”,8; Küleynî, el-Usûlmine’l-Kâfî, I, 221-223, 238-242,255,258, 263; Câhiz, Kîtâbü’l-Heyevân, VI,289; Fazl b. Şâzân,el-Îzâh, Tahran 1363,s.460-469; İbnKuteybe, Te’vîlümuhtelefi’l-hadîs,Beyrut 1393 / 1973, s.70-71; EbûYa’kûb es-Sicistânî, Kitâbü’l-İftihâr,Beyrut, ts., s. 47-56; İbnü’n-Nedîm, el-Fihrist(Teceddüd),s.279,318; İhvân-ı Safâ, Resâ’il, Beyrut 1376-77/1957, I, 49, 53-54, 75; KâdîAbdülcebbâr, el-Mugnî, XV, 277; Bağdâdî, el-Fark(Abdülhamîd), s.252-253; Gazzâlî, Fedâ’ihu’l-Bâtıniyye (nşr. Abdurrahman Bedevî) ,Kahire 1383 / 1964 , s.66-72; Tabersî, el-İhticâc,Beyrut 1983, I, 372; İbnü’l-Arabî, el-Fütûhât, Kahire 1405 /1985 , I , 231 -361; II, 51-81;Muhammed b.Yûsuf el-Gencî, Kifâyetü’t-tâlib fî menâkıbi ‘Alîb.EbîTâlib(nsr.MuhammedHâdî el-Emînî), Tahran 1404, s.119, 200-204, 292 ; İbnTeymiyye, Mecmû’ufetâvâ, XXXV, 183-184; a.mlf.,Bugyetü’l-mürtâd (baskı yeri yok), 1408/1988, s.321,328; Demîrî, Hayâtü’l-heyevân, I, 279-280;İbn Haldûn, Mukaddime,I, 428,431, II, 823, 828, 834;Taşköprizâde,Miftâhu’s-sa’âde, II,594; Meclisî, Bihârü’l-envâr,Beyrut 1403/ 1983, XXVI, 18-19; Keşfü’z-zunûn, I, 591-592;Sıddîk Hasan Han, Ebcedü’l-‘ullûm,Dımâşk 1978, II, 214,216; M.ReşîdRızâ,MezâhibinTelfîkı ve İslâmın Bir Noktaya Cem’i (trc. A.Hamdi Akseki), İstanbul 1332,s.97-120; a.e(sadeleştiren H.Karaman),Ankara 1974, s. 69- 80; M.AliAynî,Şeyh-i Ekber’i Niçin Severim, İstanbul 1341, s.21-27; AlfredWeber,Felsefe Tarihi(trc. Vehbi Eralp), İstanbul 1938, s. 22-25; Brockelmann, GAL, I, 39, 578; Suppl., I, 75, 104, 798-799; II, 171 ;A.Schimmel,Dinler Tarihine Giriş, Ankara 1955, s. 246; Ali Mahfûz, el-İbdâ’ fî medârri’l-ibtidâ’, Kahire 1375 / 1956, s.348;Said Nursî, Sikke-i Tasdîk-i Gaybî, İstanbul 1960,s. 44- 46, 60 -86, 157-159; a.mlf., Zülfikar[baskı yeri ve yılı yok], s. 574-598,635, 645; Sarton, Introduction, III/1, s. 623; Sezgin, GAS, I, 529- 530,IV, 264,268;VII,313;M.Ebû Zehre,el-İmâmü’ş-Şâdık,Dımaşk,ts.(Dârü’l-Fikri’l-Arabî),s. 33-39; MusâCârullah, el-Veşî’a fî nakzi ‘aka’ idi’ş-Şî’a, Kahire 1982 ,s. 173 -174, 182; M. RâşidUkaylî, eş-Şî’a Amman 1400 / 1980, s. 328; Mahmut Kaya,İslâm Kaynakları Işığında Aristoteles ve Felsefesi,İstanbul 1983, s. 195, 299; Ali el-Yezdî el-Hâirî, İlzâmü’n-nâşıb fî isbâti’l-hucceti’l-ga’ib, Beyrut 1404 / 1984 ,I, 232-235;Moojan Momen,AnIntroductiontoShi’iIslam, London 1985, s. 148- 150; Abdulmün’im Muhammed Şakraf, ‘ İlmü’l-cefrfi’i-İslâm,Kahire, 1987, s.69-130; Mustafa Gâlib, Târîhu’d-da’ veti’l-İsmâ’îliyye,Beyrut,ts.(Dârü’l-Endelüs),s. 118- 121;İlyas Çelebi,İslam İnancında Gayb Problemi(doktora tezi,1991),DİA Ktp., nr. 11. 538, s. 227- 299; Abdülkerîm el-Yâfî, “MinEsrâri’l-ebcediyyeti’l”- ‘ Arabiyye “, MMLADm. LIV / 10 (1979), s.77-85; Rene Guenon, “İslâm Tasavvufu” (trc. Mustafa Tahralı), KAM, y.14, sy. 1 (1985),s. 13-16 ;D.B Macdonald, “Cefr”, İA, III, 43-45; A.Ateşi, “Muhyi’d-dîn Arabî, a.e.,VII, 547; T.Fahd, “Djarf”, El2(İng.), II, 375-377;DMF, I, 742;”Kabbalah”, EJd., X, 506- 508.
Metin YURDAGÜR
Toplam 251798 kez ziyaret edilmiştir.

Risale-i Nur-a Cevap